Siyaset, yalnızca kürsülerde yapılan konuşmalardan ibaret değildir; asıl gücünü halkın içine karıştığı, insanlara doğrudan dokunduğu anlarda kazanır. Tam da bu yüzden insan ister ki, Cumhuriyet Halk Partisi’nin il yönetimi, Adapazarı ilçe yönetimi ve Parti Meclisi üyeleri sahada daha görünür olsun; kalabalıklarla yüz yüze gelsin, vatandaşla aynı sofrayı paylaşsın, aynı ortamda sohbet etsin.
“Sayn Keleş; PM üyesi olmanıza rağmen siyasi faaliyetiniz düğün ve cenazelere tek başına katılmaktan öteye geçmiyor. Parti adına hiçbir somut üretim ve katkı ortaya koymuyorsunuz. Parti politikalarını anlamak, anlatmak ve sahada ekip çalışmasıyla var olmak yerine, tamamen etkisiz ve pasif bir tutum sergiliyorsunuz. Bu yaklaşım kabul edilemez. Artık düğün, dernek ve cenaze ziyaretleriyle siyaset yapıldığı dönem bitmiştir. Görevinizin gereğini yerine getirmeniz ya da bu sorumluluğu bırakmanız gerekir.”
Düşünsenize, bir dernek kırında 5 bin kişiyle bir araya gelinmiş… Sadece konuşma değil, karşılıklı diyalog var. İnsanlar soruyor, yöneticiler cevaplıyor. CHP kendini anlatıyor, vatandaş derdini paylaşıyor. Siyasetin olması gereken hali tam da bu değil mi?
Akyazı’da, payton durağında 3 bin kişiyle yapılacak bir buluşma… Seçimlerin konuşulduğu, beklentilerin dile getirildiği bir ortam. Aynı şekilde Serdivan’da, Arifiye’de, Geyve’de, Taraklı’da binlerce insanla kurulacak temaslar… Her biri ayrı bir fırsat, ayrı bir kazanım olurdu. Bu buluşmalar yalnızca birer etkinlik değil, aynı zamanda seçime giden yolun güçlü adımları olurdu.
Hele ki 28 Nisan’da Genel Başkan Özgür Özel’in Sakarya’ya gelerek miting yapacağı düşünülürse… Böylesine önemli bir ziyaret öncesinde bu tür hazırlıkların yapılması gerekmez miydi? Şehrin dört bir yanında oluşturulacak bu hareketlilik, mitingin etkisini katbekat artırmaz mıydı?
Oysa bugün bakıyoruz; kim kime selam verdi, kim kimi görmezden geldi tartışmaları gündemi meşgul ediyor. Oysa siyaset, küçük hesapların değil, büyük hedeflerin işidir. Enerjinin bu tür tartışmalara değil, sahaya, vatandaşa ve geleceğe harcanması gerekir.
Sakarya gibi potansiyeli yüksek bir şehirde, binlerce insanla temas kurmak mümkünken bunun yeterince değerlendirilememesi düşündürücüdür. Çünkü siyaset, uzaktan değil yakından yapılır. Kalabalıklar, ancak samimiyetle, emekle ve doğrudan iletişimle kazanılır.
Kısacası; fırsatlar vardı, imkanlar vardı, beklenti büyüktü. Şimdi asıl soru şu: Bundan sonrası için aynı hatalar tekrar mı edilecek, yoksa sahaya inmenin, halkla buluşmanın gereği nihayet anlaşılacak mı?








