Ben parti CHP içinde taraf değilim. Olmam da. Çünkü benim tarafım kişiler, klikler ya da koltuk hesapları değil; ilkelerdir, gerçektir.
Bugün siyaset sahnesinde en büyük sorunlardan biri, körü körüne bağlılık ile ilkesiz muhalefetin birbirine karıştırılmasıdır.
“Parti içinde 21 yaşındaki bir gencin ihraç edilmesine karşı çıktıysam, sadece bir parti büyüğüyle tokalaşmadığı için disipline sevk edilen arkadaşların yanında durduysam; delege seçimlerinde mavi gömlek giyerek açıkça taraf olan PM üyesini eleştirmek de benim görevimdir. Çünkü adalet herkese eşit uygulanmalıdır.”
Oysa ben ne alkış memuruyum ne de suskun bir figüran.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir mensubu olarak, bu partinin doğrularını savunmak kadar yanlışlarını da açıkça söylemek benim sorumluluğumdur.
Çünkü gerçek sadakat, hataları örtmek değil, o hataların üzerine gitme cesaretini göstermektir.
Bu duruşu parti içinde eleştiriyi “ihanet” diye damgalayan zihniyet, aslında kendi zayıflığını gizler.
Güçlü olan eleştiriden korkmaz. Güçlü olan hesap verir. Zayıf olan ise suskunluk ister, biat bekler.
Ben o suskunluğu da o biatı da reddediyorum.
Gazeteci kimliğim bu duruşu daha da keskinleştirir.
Benim işim kimseyi korumak değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.
İktidar da muhalefet de benim için sorgulanması gereken yapılardır.
Bilgi edinme hakkını savunmak, gerçeği çarpıtmadan yazmak ve kamuoyuna sunmak benim mesleğimdir ve bu mesleğin namusu vardır.
Bugün kalem oynatanların çoğu ya tarafını çoktan seçmiş ya da susarak taraf olduğunu gizlemektedir. Aslında bal gibi taraftırlar.
Benim kalemim ne korkuya teslim olur ne de sadakat adı altında eğilip bükülür.
Ben susmam.
Yanlışa yanlış derim.
Doğru kimden gelirse gelsin, yanında dururum.
Ve herkes şunu bilsin:
Ben gerçeği yazarken kim rahatsız oluyorsa, sorun bende değil yazdıklarımın muhatabındadır.








